HERKES YAŞIYOR GİBİ AMA BEN DAHA FAZLA YORULUYORUM
Uzun zamandır içimde tarif edemediğim bir his var. Sanki herkes hayatı daha kolay yaşıyor, ben ise aynı şeyleri yaşarken daha fazla düşünüyorum, daha fazla yoruluyorum, daha fazla hissediyorum. Ortamlarda bulunuyorum ama ait hissetmiyorum.İnsanlarla konuşuyorum ama zihnim hep bir adım geride, her şeyi analiz ediyor. Bir kelimeyi, bir bakışı, bir sessizliği… hepsini fark ediyorum.
İnsanlar konuşurken sanki zihnim başka bir yere kayıyor. Onlara odaklanmaya çalışıyorum ama aynı anda aklımdan geçen diğer düşünceleri de kaçırmamaya, onları da takip etmeye uğraşıyorum. Bir yandan da karşımdaki kişinin jest ve mimiklerini okumaya çalışıyorum; ne hissediyor, söyledikleriyle hissettikleri aynı mı, bunu anlamaya çalışırken zihnim daha da kalabalıklaşıyor.
Ve bu durum sadece belirli anlarda değil; her zaman her yerde oluyor. İşte, sokakta, bir sohbetin ortasında… Nerede olursam olayım zihnim aynı anda birden fazla kanaldan çalışıyor. Bu yüzden tek bir konuşmanın içinde bile birden fazla şeye yetişmeye çalışan biri gibi hissediyorum; hem oradayım hem de değilmişim gibi. Bunu birilerine anlatmak kolay değil. Çünkü dışarıdan bakıldığında “normal” görünüyorsun. Ama içeride sürekli çalışan bir sistem var. Sürekli düşünen, yorumlayan, kontrol eden, tarayan bir zihin.
Bir noktada şu soru ortaya çıkıyor:
“Ben neden böyleyim?”
Bu his çoğu zaman yalnızlıkla karışıyor.Ama aslında yalnızlık değil. Anlaşılmamışlık. Kendini anlatacak kelimeyi bulamamak. Bir şeylerin farklı olduğunu bilmek ama ne olduğunu tam tarif edememek.
- Bazen kendimi fazla hisseden biri gibi görüyorum.
- Bazen fazla düşünen.
- Bazen de hiçbir yere tam ait olamayan.
Bu sadece kişilik meselesi olmayabilir.
- Bazı zihinler dünyayı daha yoğun algılar.
- Daha fazla detay görür.
- Daha fazla analiz eder.
Ve bu, fark edilmeden ciddi bir zihinsel yorgunluk yaratır. İnsanlar bir ortamdan çıkıp hayatlarına devam ederken, bu zihinler ortamı zihnin içinde taşımaya devam eder. Konuşmalar, mimikler, hisler tekrar tekrar dönmeye başlar. Bu yüzden “normal” bir gün bile yorucu olabilir.
Zamanla insan kendini geri çekmeye başlar.
- Daha az anlatır.
- Daha az görünür.
- Daha az dahil olur.
Çünkü içeride olanları açıklamak zordur. Ve çoğu zaman şu cümle duyulur:
“Abartıyorsun.”
“Herkes böyle hissediyor.”
“Çok düşünüyorsun.”
Ama mesele sadece düşünmek değildir. Mesele, zihnin hiç susmamasıdır.- Belki sen de uzun zamandır kendini “farklı” hissediyorsun. Ama bunun nedenini tam bilmiyorsun.
- Belki ortamlarda yoruluyorsun.
- Belki yalnız kalınca rahatlıyorsun.
- Belki insanları kolay okuyorsun ama kendini anlatmakta zorlanıyorsun.
- Belki de en çok şu his ağır geliyor: “Kimse beni gerçekten anlamıyor.”
Bu blog tam olarak bu noktada başlıyor. Bir tanı koymak için değil. Bir etiket yapıştırmak için değil. Sadece içeride yaşananları görünür kılmak için. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey çözüm değil, önce anlaşılmaktır. Ve belki de ilk defa şunu duymak:
Yalnız değilsin.
Ve hissettiklerin anlamsız değil.
Belki bu bir isim taşır: DEHB, AuDHD, aşırı duyarlılık ya da sadece farklı çalışan bir zihin. Ama isimden önce gelen şey deneyimdir.

Yorumlar
Yorum Gönder