AuDHD Nedir? Günlük hayatta nasıl hissedilir?
AuDHD’li Olarak Hissettiklerim
(Olmak istediğim kişi ile olmam gereken kişi arasında)
Sabah işe gitmek için evden çıktığım anda bir şey değişiyor. Sanki evde bıraktığım kişi benmişim de, dışarı çıktığımda başka biri olmam gerekiyormuş gibi. Olmak istediğim gibi değil, olmam gerektiği gibi davranıyorum. Bu bir tercih değil, bir gereklilik gibi. Ve zamanla şunu fark ettim:
Ben aslında konuşkan biri değilmişim, kendimi konuşmak zorundaymışım gibi hissettiğim için konuşuyormuşum. Tabi bazen de saçmalıyormuşum.
İstesem, işe gidip zorunlu durumlar dışında kimseyle konuşmadan, gülümsemeden, bağ kurmadan eve dönebilirim. Hatta bunu yapabileceğimi çok net biliyorum. Küçükken de böyleydim. Ailem bu yüzden beni doktora bile götürmüştü. Ama bir noktada şunu düşündüm: “Madem benden bu bekleniyor, o zaman onların istediği gibi davranırım.” Ve öyle de oldu.
Sosyal Davranış Bir Tercih Değil, Bir Rol
Bu durum çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bu bir ego değil. Sadece insan davranışlarını o kadar çok analiz ediyorum ki, bir noktadan sonra insanları merak etmeyi bırakıyorum. Çünkü merak, ilgiyle beslenir. İlgi yoksa, merak da yoktur. Bazen insanlar sohbet ederken ortada kalıyorum. İki seçenek var:
Ya maskemi takıp onların istediği gibi olacağım, ya da tamamen kendim gibi kalacağım.
Ama bazı sohbetler var ki… Gerçekten katlanması zor. Örneğin birinin kuaförde yaptığı işlemi uzun uzun anlatması…Bir olayı ikinci kez anlatması.. Bunu neden anlatmak ister bir insan? Buna neden ihtiyaç duyar? Benim ilgimi çeken şeyler bunlar değil. Benim zihnim karmaşıklıkla besleniyor.
Düzen ve Dağınıklık Arasındaki Fark
Masamın dağınık olduğundan sık sık şikayet edilir. Ama benim için o dağınıklık aslında bir düzen. O masa öyle durduğunda zihnim şunu söyler: “Burada hâlâ çözülmesi gereken bir şey var.” Bu da dopaminimi canlı tutar. Zihnim çalışmaya devam eder. Ama masa tamamen düzenli olduğunda… Benim için hayat durur. Sanki çözülecek hiçbir şey kalmamış gibi hissederim. Ve o noktada zihnim durmaz, aksine kilitlenir.
Her Şeyi Fazla Düşünmek
Basit görünen şeyler bile zihnimde büyür. Mesela birine selam vereceğim zaman: Önce ben mi vermeliyim, yoksa o mu? İş yerinde statü farkı var, buna dikkat etmek gerekir mi? Bu düşünceler saniyeler içinde oluşur. Ya da bir arkadaşım durduk yere selamı keserse… Bunun nedenini o kadar çok düşünürüm ki, bu durum günlük hayatımı etkilemeye başlar.
Zihnimde yüzlerce senaryo döner:
Bir şey mi yaptım?
Yanlış bir şey mi söyledim?
Bilmeden onu kırdım mı?
Benim insanlardan beklentim çok basit aslında:
Nedenini açıklasınlar. Sonra isterlerse yine konuşmasınlar. Ama en azından zihnim bu kadar meşgul kalmasın.
Yalnızlık Bir Kaçış Değil
Yalnızım. Ama bu yalnızlık bir eksiklik değil. Aksine, yalnızlığı seviyorum. Ev benim için huzur demek. Kitaplarım, hobilerim, evim … Bunlar bana yetiyor. Çünkü yalnızken sıkılmıyorum. Ama insanlarla birlikteyken durum tamamen değişiyor. Bir sohbetin içinde, bir aktivitede… Daha 10. saniyede sıkılmaya başlıyorum. Ve bu hafif bir sıkılma değil. Yoğun, rahatsız edici bir his. Bazen bu yüzden kendimden utanıyorum. Orada bulunmak bile ağır geliyor. Kendime şunu soruyorum şuan neden buradasın ve kendine bunu yapıyorsun?Bulunmayı hiç istemediğin bir yerde ne yapmay amaçlıyorsun ki.
Zihnin Hiç Susmaması
Benim zihnim hiç susmaz,susmayı bilmez. Bazen kendimi bitmiş bir defter gibi hissederim.Yazacak çok şey vardır ama sayfa kalmamıştır.O anda kaybolurum.Sessiz bir yere geçip kendimi toparlamaya çalışırım.Çünkü zihin çok çalıştı.Her şeyi aldı, işledi, anlamaya çalıştı. Ve sonra…
Yandı.
Bu bir mecaz değil. AuDHD’de bu gerçekten hissedilen bir durum.
İnsanları Fazla Görmek
İnsanların yüzüne bakmamaya çalışıyorum. Çünkü baktığım anda analiz başlıyor. Birine bakıyorsun… İlişkisinde bir sorun olduğunu anlıyorsun. Empati kuruyorsun. Ve bir anda, o kişi kadar üzülmeye başlıyorsun. Bunu engelleyemiyorsun. Biri hasta diyelim ve bunu bana detaylıca anlattı. Ne oldu? Artık ben onun kadar acı çekiyormuş gibi hissediyorum. Bu da aşırı duyusal hassasiyetin bir sonucu. Bu yüzden bazen en iyi yöntem şu oluyor:
Görmemek.
Çünkü görmezsen, düşünmek zorunda kalmazsın.
“Zekisin Ama…”
AuDHD ile ilgili en zor şeylerden biri şu cümledir:
“Zekisin ama…”
O “ama”dan sonra gelen her şey kırıcıdır.
ama tuhafsın
ama dağınıksın
ama tembelsin
ama işe yaramıyorsun
ama beceriksizsin
ama erteliyorsun
ama bahane arıyorsun
Ama kimsenin görmediği bir şey var:
İlgimizi çeken bir konuda… Birer dahi olabiliriz. O alanda nasıl derinleştiğimizi, nasıl uzmanlaştığımızı çoğu insan görmez.
Yardım ve Mesafe
Çok yardım isteyemeyiz. İstesek bile çoğu zaman tatmin olmayız. Çünkü her şeyi kendimiz yapmaya alışmışızdır. Ve insanlar da bunu görür. “Zaten yapabiliyor” derler. Ve yardım etmezler. Tıpkı ailemiz gibi. Ama bu bir noktadan sonra şuna dönüşür: Kimseye ihtiyaç duymamaya başlarsın. Ve bu da insanları hayatına almakta zorlanmana neden olur.
İnsanlara Odaklanamamak
Birine odaklanmak zor geliyor.
Telefon rehberimde bir numara görüyorum mesela.
Ve içimden şu geçiyor:
“Bu insanla neden bağlantı kurdum?”
Çünkü o bağ bir beklenti doğurur:
İlgi.
İletişim.
Süreklilik.
Ama ben çoğu zaman bunu istemiyorum.
Çünkü merak etmiyorum.
Ve merak yoksa…
bağ da kurulmuyor.
Sonuç: Bu Bir Eksiklik mi?
Bütün bunlar dışarıdan bakıldığında eksiklik gibi görünebilir.
Ama içeriden bakıldığında…
Bu sadece farklı çalışan bir zihin.
Daha fazla düşünen,
daha fazla gören,
daha fazla hisseden bir zihin.
Bazen yorucu.
Bazen yalnızlaştırıcı.
Ama aynı zamanda
çok derin.

Yorumlar
Yorum Gönder