DEHB Sadece Dikkat Eksikliği mi?
DEHB(Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) NEDİR?
Günlük hayatta sıkça duyduğumuz ama çoğu zaman yüzeysel şekilde anlaşılan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), aslında bir “dikkat problemi”nden çok daha fazlasıdır. Bu durum; düşünme biçimini, duyguları, motivasyonu ve hatta kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi derinden etkileyen bir nöroçeşitlilik halidir. Dışarıdan bakıldığında basit alışkanlıklar ya da kişisel eksiklikler gibi yorumlanan birçok davranış, içeride bambaşka bir zihinsel yoğunluğun ve görünmeyen bir mücadelenin sonucudur. Bu yazı, DEHB’yi tanımlamak kadar onu hissettirmeyi ve içeriden nasıl yaşandığını anlatmayı amaçlıyor?
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nu anlatmaya çalıştığımda insanların beni gerçekten anlayıp anlamadığından hiçbir zaman emin olamıyorum. Genelde başlarını sallıyorlar, “anlıyorum” diyorlar ama o bakıştan şunu hissediyorum: Aslında ne demek istediğimi tam olarak bilmiyorlar. Hatta bazen “ben de öyleyim ya” diyenler oluyor. O an içimden, keşke sadece biraz dalgınlık ya da çabuk sıkılmak olsaydı diye geçiriyorum. Çünkü benim yaşadığım şey, ders dinleyememekten ya da dağınık olmaktan çok daha derin bir yerden geliyor.
Benim zihnim hiç susmuyor. Gerçekten hiç. Aynı anda birden fazla düşünce var ve hiçbiri sırayla gelmiyor. Bir cümle kurarken bile zihnim başka bir yere atlıyor, sonra geri dönmeye çalışıyorum ama çoğu zaman yarım kalıyor. Dışarıdan bakınca dalgın gibi görünüyorum belki ama içimde olan şey eksiklik değil, fazlalık. Fazla düşünce, fazla uyaran, fazla ihtimal… Hangisine tutunacağımı bazen ben de bilemiyorum.
Motivasyon konusu ise bambaşka bir denklem. Mantıklı olanı yapmak, önemli olanı yapmak… bunlar benim için her zaman yeterli olmuyor. İstemek bile yetmeyebiliyor. Ama iş acilse, ilgimi çekiyorsa ya da bir şekilde içimde bir şeyleri tetikliyorsa, o zaman sanki başka birine dönüşüyorum. Saatlerce durmadan çalışabiliyorum. Ama günler öncesinden başlayabileceğim bir işi sürekli ertelediğimde kendime kızmadan da duramıyorum. Sanki elimden geleni yapmıyormuşum gibi hissediyorum, halbuki mesele çoğu zaman istememek değil, başlayamamaktır.
Günün sonunda neden bu kadar yorulduğumu anlatmak da zor. Çünkü dışarıdan bakıldığında yaptığım şeyler “normal” görünüyor. Ama ben o gün boyunca dikkatimi toparlamak için savaştım, unutmamak için ekstra çaba harcadım, tepkilerimi kontrol ettim, “normal” görünmeye çalıştım. Bunların hiçbiri görünmüyor ama hepsi enerji tüketiyor. Ve bu yorgunluk, anlatması en zor olanı.
En zor taraflardan biri de kendimle konuşma şeklim. Küçüklükten beri duyduğum şeyler zamanla iç sesime dönüştü: “Yine unuttun”, “neden böylesin”, “niye yapamıyorsun?”… Bazen en ağır cümleleri başkaları değil, ben kendime söylüyorum. Ama zamanla şunu fark ettim: Kendimle kavga ederek hiçbir yere varamıyorum. Aksine daha çok yoruluyorum.
Artık şunu daha net görüyorum: Bu bir savaş değil. Kendimi zorlayarak “normal” olmaya çalışmak yerine, nasıl çalıştığımı anlamaya başladığımda işler değişiyor. Herkesin yöntemi bana uymak zorunda değil. Benim yolum biraz farklı olabilir ama işe yarıyorsa, yeterli. Çünkü mesele herkes gibi olmak değil, kendinle aynı tarafta durabilmek.
Sonuç olarak Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, düzeltilmesi gereken bir kusurdan ziyade, anlaşılması gereken bir deneyimdir. Bu deneyimi yaşayan herkesin yolu, yöntemi ve ritmi farklıdır. Önemli olan kendini başkalarının kalıplarına uydurmaya çalışmak değil, kendi sistemini keşfetmek ve onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmektir. Çünkü gerçek ilerleme, kendinle savaşmayı bıraktığın ve kendinle iş birliği yapmaya başladığın anda başlar.

Yorumlar
Yorum Gönder