​Diyetisyen Reçeteleri Neden Çöktü de Kalori Saymak İşe Yaradı? (Bir AuDHD’linin Mutfak İtirafı)


​     Kilo verme meselesine gelecek olursak, bizim bunu standart yollarla başarmamız bana pek mümkün gelmiyor. En azından benim için öyle. Bir diyetisyene gittiğimde sistemin çökeceğini adım gibi biliyorum; çünkü bana yasaklar koyduğu an o yasakları deleceğimi çok iyi biliyorum, defalarca da deldim. Önüme katı bir liste koyup "Buna uyacaksın" dediklerinde beynim karman çorman oluyor. Sürekli bir baskı altında hissediyorum ve zihnim kilitleniyor.

​   Bende işe yarayan tek şey kesinlikle kalori sayarak ilerlemek oldu. Tabii buna bir anda ikna olmadım. Bu yöntemi yıllardır biliyordum ama hiç denememiştim, çünkü mantığına tam güvenemiyordum. Sonunda oturdum; defteri kalemi elime alıp matematiğini hesapladım, yazdım çizdim. Bin dereden su getirdim desem yeridir. ​Sonunda bir gün denemeye karar verdim. Ama o gün kesinlikle bir pazartesi değildi; tartıdaki sonucu merak ettiğim bir cuma günüydü. Zaten bizim zihnimizin harekete geçmesi için motivasyon değil, merak gerekiyor.

    ​İş yerinde kahvaltı tabağına sadece o gün almam gereken kaloriye denk gelen şeyleri koydum. Bir baktım; önceki günlere göre tabakta çok az şey var. Haliyle "Asla doymayacağım" dedim. Ama kararlıydım. Yedikten sonra karnımın şişmediğini ve kesinlikle aç da kalmadığımı fark ettim. Yine de zihnim susmuyordu: "Ya öğlene kadar dayanamazsam? Şekerim düşerse, canım tatlı çekerse?" Saatler geçti; karnım guruldamadı, şekerim düşmedi. Normalde benim şekerim düşer, dürtülerim aniden gelir ve hemen simide, poğaçaya ya da çayın yanındaki ekmeğe saldırırdım. Bu sefer hiçbiri olmadı. Üstelik uykulu da değildim, gayet dinçtim.

​     Öğlen yemeğinde de aynı mantıkla tabağımı doldurdum; salatam, yoğurdum her şeyim vardı ve masadan gayet hafif kalktım. Ara öğünlerde sadece sade kahve ve bergamotlu yeşil çay içtim. Normalde akşamüstü saat 3 gibi o meşhur dürtülerin gelmesi gerekirdi ama gelmedi. Eve dönerken ödüm kopuyordu, "Sistem bozulacak, yine eve gidip saçma sapan şeylere saldıracağım" diye düşünüyordum. Eve bir geldim; içimde tek bir dürtü bile yok, bildiğiniz tokum. Planladığım yemeği hazırlayıp yedim, ardından yeşil çayımı içip dişlerimi fırçaladım. Geceyi sıfır krizle kapattım.

     ​Sonraki günlerde sisteme devam ettikçe tartıdaki sayının azaldığını gördüm. Arada kaçamaklar olmadı mı? Tabii ki oldu. Bir sabah 10 tane patates cipsi yedim, bir gün avuç içi kadar poğaça, bir gün de bir yerine iki elma yedim. Ama bu kaçamaklar bana çok kritik bir şey öğretti: Bir elma yediğimde sistem sakinken, iki elma yediğim gün arkasından deli gibi şeker krizine giriyordum. Kaçamaklar sayesinde sağlıklı beslendiğim günlerle dengemin bozulduğu günler arasındaki farkı net bir şekilde analiz edebildim.

​    Bu süreçte asıl sorunumun ne olduğunu çözdüm: Akşam eve geldiğimdeki belirsizlik. Eve geliyorsun, yemek yok, ne yapacağını bilmiyorsun... Zihin o sürtünmeyle baş edemeyince hemen en kestirme yola, yani fast-food'a kaçıyordu. O sipariş beni anında tatmin etsin, o dopamini hemen versin istiyordum. Ama sonrasında o hamurlar ve kalitesiz yağlar yüzünden hem midem ağrıyor, hem gaz ve şişkinlikten kıvranıyor, hem de berbat hissediyordum. Bir tavuk dönerin üstüne pizza, hatta hamburger söyleyip açgözlülükle birer ısırık alıp bıraktığım oluyordu; çünkü midem dolsa da zihnim doymuyordu, sürekli o dopamini arıyordu.

​     Bunu insanlara anlattığınızda size hemen "İradesizsin" damgası yapıştırırlar. Bu iradesizlik falan değil; dürtüsellik. Bedenine zarar verdiğini ve boşuna para harcadığını bilsen de o an kendini durduramıyorsun. Kimse kilo aldığını bile bile isteyerek bu tuzağa düşmez. Eğer benzer bir kilitlenmeyi yaşıyorsanız, bilin ki yalnız değilsiniz; bu tamamen dürtüsellikle ilgili.

​     Şimdi ne yapıyorum? Kendime sakin ve pratik öğünler hazırlıyorum. İki yumurta, biraz peynir ve yanına marul koyduğumda gayet doyuyorum ve zihnim duruluyor. Defterime sadece yemeyi gerçekten sevdiğim şeyleri yazıyorum; çünkü sevmediğim bir şeyi listeye koyarsam o öğün geldiğinde sistemi anında sabote edeceğimi biliyorum.

​    Beslenmeyi bu şekilde rayına oturtmak sadece bedenimi değil, zihnimi de değiştirdi. Eskiden eve gelip hemen sızardım, saat 18.00 gibi uyuyup sabaha kadar kalkamazdım. Şimdi saat 21:00'i geçti ve ben bu satırları enerjim yerinde bir şekilde yazabiliyorum. Eskiden kafamın içi yoğun bir sis bulutu gibiydi; masanın üstündeki onlarca defter, kalem ve yarım iş gibi zihnim de karman çormandı. Şimdi her şey çok daha berrak. Beslenme her şeyi mucizevi şekilde sıfırlamadı elbette, ama hayat kalitemi ve düşünme hızımı tahmin edemeyeceğim kadar yukarı taşıdı. Su içmeyi bile yeni yeni bu sistemle hayatıma oturttum.

    ​Bunu size neden anlattım? Çünkü bir sürü kuralcı, teknik makaledense bizzat bu girdaptan geçmiş birinin filtresiz deneyimini okumanın çok daha inandırıcı olduğunu biliyorum. Eğer siz de aynı dürtü savaşlarını veriyorsanız, belki bu satırlar kendi sisteminizi kurmanız için küçük bir kapı aralar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEHB’liler Neden Bazen Bir İşi Yapmak İçin Strese İhtiyaç Duyar Gibi Görünür?

DEHB ve Reddedilme Hassasiyeti: Neden Bu Kadar Derinden Etkileniyoruz?

DEHB ve Maskeleme: Görünmeyen Çabanın Yorgunluğu